| |
| Önceki başlık :: Sonraki başlık |
| Yazar |
Mesaj |
azade YENİ ÜYE


Kayıt: 14 Arl 2007 Mesajlar: 26 Konum: İSTANBUL
|
Tarih: Cum Mar 07, 2008 4:07 pm Mesaj konusu: |
|
|
ezrak cevapların için teşekkür ederim kaynaklarıyla beraber belirtmişsin iyi olmuş :grin: :grin:
arkadaşlar bir konuyu araştırdığımız zaman kaynaklarına ve kimin olduğuna bakalım lütfen,çünkü bilmeden konuşan birçok insan var...eğer böyle yparsak çelişkiye düşmemiş oluruz...
düşünün yani siyaset meydanında namaz kılmayı bilmeyenler bile fetva veriyor dikkatli olalım.... _________________ HER ZORLUKLA BERABER BİR KOLAYLIK VARDIR..
(inşarah suresi) |
|
| Başa dön |
|
 |
EfeCe **ADMİNİSTRATOR**


Kayıt: 30 Ksm 2007 Mesajlar: 11975 Konum: Kiminin aklında,kiminin sol yanında
|
|
| Başa dön |
|
 |
GAMacı SÜPER MODERATÖR


Kayıt: 07 Mar 2008 Mesajlar: 1805 Konum: OSMANLI MİRASI
|
Tarih: Prş May 08, 2008 4:12 pm Mesaj konusu: |
|
|
| Alıntı: | 1-)KESTİGİMİZ KURBANLARIN HİÇ BİR ŞEYLERİ SATILMAZ DEGİL Mİ
KESİN HERKES EVET DİYORDUR SADECE HAYIR İÇİN DAGITILIR DİYORSUNUZDUR DEGİL Mİ ESKİDEN OKULLARDA YAKIT PARASI VARDI VE BU YAKIT PARALARININ YERİNE KURBAN DERİLERİ ALINIYORDU KİMİ DERİ VERİYORDU KİMİSİDE PARA BİZ HEP DERİ VERİRDİK YANİ 20 YTL YE DERİYİ SATMIŞ OLUYORUZ YANİ BUDA KURBANIN KABUL OLMADIGINI MI GÖSTERİYOR BİRİNCİ SORUM BUUU (şimdi diyeceksiniz bugün nerden aklıan geldi yaın bir seminerimiz varda davetiye dagıtırken bir dericiye gitmiştim dericiden çıktım öyle aklıma geldi ) |
KURBANIN ETİ VE DERİSİ ÜZERİNDE YAPILACAK ŞEYLER
27- ADAK OLARAK KESİLMEYEN KURBANIN ETİNDEN SAHİBİ ZENGİN OLSUN OLMASIN, YİYEBİLECEĞİ GİBİ FAKİR OLMAYANLARA DA YEDİRİP DAĞITABİLİR. FETVA BU ŞEKİLDEDİR. BUNUNLA BERABER ÜÇTE BİRİNİ FAKİRLERE SADAKA OLARAK VERMELİDİR. EĞER KURBAN SAHİBİ ORTA HALLİ OLUR DA, GEÇİMLERİNİ KARŞILAMAK ZORUNDA OLDUĞU KİMSELER KALABALIK İSE, O HALDE KURBANIN ETİNİ ONLARIN YEMELERİ İÇİN ALIKOYABİLİR, BU MENDUBDUR.
DİĞER BİR GÖRÜŞE GÖRE, KURBAN BAYRAMINDA KESMEK ÜZERE BİR FAKİRİN SATIN ALDIĞI KURBANDAN KENDİSİ YİYEMEZ. ÇÜNKÜ KENDİSİNE KURBAN VACİB OLMADIĞI HALDE BÖYLE KURBANLIK ALIP KESMESİ, BİR ADAK SAYILIR. ADAK YAPAN KİMSE İSE, KENDİ ADAĞINDAN YİYEMEZ. ONUN ETİNİ ZEVCESİNE, USUL VE FURÜUNA VE ZENGİN KİMSELERE YEDİREMEZ. BUNLARA YEDİRİRSE, YEDİRDİĞİNİN KIYMETİNİ FAKİRLERE VERMESİ GEREKİR.
28- KURBANLIK HAYVANIN SÜTÜNDEN YARARLANMAK, ETİNİ VEYA POSTUNU SATIP PARASINI ALMAK VEYA DEMİRBAŞ OLMAYACAK BİR ŞEYLE DEĞİŞTİRMEK MEKRUHTUR. BÖYLE BİR İŞ YAPILIRSA, KIYMETİNİ SADAKA VERMEK GEREKİR. KURBANLIKTAN KASAB ÜCRETİ DE VERİLMEZ.
29- KURBANIN POSTU SADAKA DİYE VERİLİR VEYA ONDAN SECCADE VE SOFRA GİBİ EVDE KULLANILACAK EŞYA YAPILIR. KURBAN EDİLECEK HAYVANI KESİLMEDEN ÖNCE KIRKMAK MEKRUHTUR. YÜNLERİ KIRKILACAK OLURSA, SADAKA OLARAK VERİLMELİDİR. FAKAT HAYVAN KESİLDİKTEN SONRA YÜNLERİ KIRKILABİLİR VE KULLANILABİLİR.
30- BİRKAÇ KİŞİ YANLIŞLIKLA BİRBİRİNİN KURBANINI KESECEK OLSALAR, HER KESİLEN HAYVAN, SAHİBİNİN KURBANI OLMAK ÜZERE CAİZ OLUR. BİRBİRLERİNE BİR ŞEY BORÇLU OLMAZLAR. BU DURUMDA HERKES KENDİ HAYVANINI, EĞER MEVCUTSA, ALIR. KESİLEN HAYVANLAR YENMİŞ VEYA DAĞITILMIŞ İSE, ARADAKİ KIYMET FARKINI BİRBİRLERİNE HELAL EDERLER. EĞER CİMRİLİK GÖSTERİRLER DE HELAL ETMEZLERSE, HER BİRİ DİĞERİNE AİT KURBAN ETİNİN KIYMETİNİ ÖDER. BU DURUMDA, BU KIYMET FARKINI DA SADAKA OLARAK VERMEK GEREKİR. ÇÜNKÜ BU, KURBAN ETİNİN BEDELİDİR.
31- BİR KİMSE, KENDİSİNE BIRAKILAN BİR KURBANI, SAHİBİNİN İZNİ OLMAKSIZIN BAYRAM GÜNÜ SAHİBİ ADINA KESECEK OLSA, BUNU ÖDEMESİ GEREKMEZ. SAHİBİNDEN KURBAN YÜKÜMLÜLÜĞÜ DÜŞER. ÇÜNKÜ BUNA DELALET YOLU İLE İZİN VARDIR.
32- BİR KİMSE ZORLA ELE GEÇİRMİŞ OLDUĞU BİR HAYVANI KENDİ ADINA KESECEK OLSA, DİRİ HALİNDEKİ KIYMETİNİ ÖDEMEK ŞARTI İLE, SAHİH OLUR.
FAKAT BİR İNSAN, KENDİSİNE EMANET SURETİ İLE BIRAKILAN BİR HAYVANI BÖYLE KURBAN KESECEK OLSA, SAHİH OLMAZ; ÇÜNKÜ HAYVANA KESİMDEN ÖNCE TAZMİN ETME HÜKMÜ İLE SAHİB OLMAMIŞTIR. REHİN OLARAK BIRAKILAN HAYVAN DA, REHİNİ ELİNDE BULUNDURAN KİMSEYE NAZARAN KURBAN HUSUSUNDA BİR GÖRÜŞE GÖRE GASBEDİLEN (ZORLA ALINAN), DİĞER BİR GÖRÜŞE GÖRE DE EMANET (VEDİA) HÜKMÜNDEDİR.
33- BİR KİMSE KENDİ MALINDAN SEVABINI ÖLÜYE BAĞIŞLAMAK NİYETİ İLE BAYRAM GÜNÜ KESTİĞİ KURBANIN ETİNDEN YİYEBİLİR, BAŞKALARINA DA VEREBİLİR. TERCİH EDİLEN HÜKÜM BUDUR. FAKAT BİR KİMSE, MURİSİN EMRİ İLE MURİSİ ADINA KESECEĞİ KURBANIN ETİNDEN YİYEMEZ. BUNUN TÜMÜNÜ SADAKA VERMESİ GEREKİR.
34- BİR KİMSE, TEK BAŞINA KESMEK NİYETİ İLE SATIN ALDIĞI KURBANLIK BİR DEVE VEYA SIĞIRA SONRADAN ALTI KİŞİYİ ORTAK YAPMAYA RAZI OLURSA, BUNU BİRLİKTE KURBAN OLARAK KESMELERİ CAİZ OLUR. ANCAK BUNDA KERAHET VARDIR. O KİMSE VERDİĞİ SÖZDEN CAYMIŞ SAYILIR. ORTAKLARINDAN ALACAĞI PARAYI SADAKA OLARAK VERMELİDİR.
BİR GÖRÜŞE GÖRE DE, ADAM FAKİR OLDUĞU TAKDİRDE BAŞKALARININ ORTAK OLMASINA RAZI OLAMAZ. ÇÜNKÜ ONUN KESECEĞİ BU KURBAN, BİR ADAK YERİNDEDİR. O FAKİR BU KURBANI SATIN ALMAKLA KENDİNE ONU VACİB KILMIŞTIR.
35- UDHİYYE'NİN (KURBAN KESMENİN) RÜKNÜ KAN AKITMAKTIR. HAYVAN BOĞAZLANMADIKÇA VACİB OLAN KURBAN İBADETİ YERİNE GETİRİLMİŞ OLMAZ. ONUN İÇİN KURBANLIK HAYVANIN KESİLMEDEN SADAKA OLARAK VERİLMESİ CAİZ OLMAZ. FAKAT ALINAN KURBAN HERHANGİ BİR SEBEPLE BAYRAMIN KURBAN KESME GÜNLERİNDE KESİLEMEZSE, BUNUN DİRİ OLARAK SADAKA EDİLMESİ GEREKİR. ÇÜNKÜ BU HALDE, KAN AKITMA İŞİ SADAKA VERMEYE DÖNÜŞMÜŞ OLUR. ARTIK BUNUN ETİNDEN SAHİBİ YİYEMEZ.
36- BİR KURBANI KİTAB EHLİNDEN OLAN BİRİNİN (BİR GAYR-İ MÜSLİMİN) KESMESİ MEKRUHTUR. MECUSÎLERİN, PUTPERESTLERİN KESMESİ İSE CAİZ DEĞİLDİR. FAKAT KURBAN ETİNDEN HERHANGİ BİR GAYR-İ MÜSLİME BAĞIŞ YOLU İLE VERMEKTE BİR SAKINCA YOKTUR.
KURBAN, HİCRETİN İKİNCİ YILINDA MEŞRU KILINMIŞTIR. BUNUN MEŞRU OLMASI, KİTAB, SÜNNET VE İCMA İLE SABİTTİR.
(ŞAFİÎLERE GÖRE, KURBAN, TEK BİR ŞAHIS İÇİN SÜNNET-İ AYNDIR. BİR AİLE HALKI İÇİN İSE, SÜNNET-İ KİFAYEDİR. AİLENİN GEÇİMİNİ SAĞLAYAN KİMSE, KURBAN KESİNCE, ARTIK DİĞERLERİNİN ÜZERİNDEN SÜNNETE UYMA BORCU DÜŞER.)
KURBANLIKTAN FAYDALANMAK
Kurbanlıktan tüylerinin kırpılması ve sütünün sağılması suretiyle faydalanmak mekruhtur. Eğer kırpılmış ise tüyü ve sütlü ise sütü sağılıp tasadduk edilir. Hatta karışmasın diye alâmet olmak üzere alman tüyleri bile tasadduk etmek gerekir. Eğer kullanılmış ise parası tasadduk edilir (Serahsı, a.g.e., XII, 14, 15; Kâsânî, a.g.e., V, 78; el-Fetâva'l-Hindiyye, V, 301). Kurban kesildikten sonra derisi satılmış ise parası tasadduk edilir. Ancak deriden mest, seccade vb. şekilde istifâde edebileceği gibi eve demirbaş eşya almak üzere satmakta da bir sakınca yoktur (Serahsı, a.g.e., XII, 14).
Kurbanın eti, yağı, başı, tüyü, sütü vb.lerinin satışı câiz değildir. Eğer satılmış ise tasadduk etmek gerekir (Kâsanî, a.g.e, V, 81; el-Fetâva'l-Hindiyye, V, 301). _________________
Only registred user can see link on this forum! Registred or Login on forum! |
GAMacı
Only registred user can see link on this forum! Registred or Login on forum! |
GAMacı
 |
|
| Başa dön |
|
 |
GAMacı SÜPER MODERATÖR


Kayıt: 07 Mar 2008 Mesajlar: 1805 Konum: OSMANLI MİRASI
|
Tarih: Prş May 08, 2008 4:20 pm Mesaj konusu: ::::::KERAMETLİ KOYUN:::::: |
|
|
KERAMETLİ KOYUN
FİDDA HANIM, FAKİR BİR İNSANIN HANIMIYDI. KOCASI GECE GÜNDÜZ ÇALIŞIP ÇABALAR, AMA GÜNLÜK NAFAKADAN FAZLASINI ELDE EDEMEZDİ. BU YÜZDEN YAVRULARINA SÜT SAĞACAKLARI BİR TEK KOYUNU ANCAK ALABİLMİŞLERDİ. KOYUN ONLAR İÇİN BİRİCİK GEÇİM KAYNAĞI İDİ.
AMA NE FİDDA HANIM HÂLİNDEN ŞİKAYETÇİYDİ, NE KOCASI.
İKİSİ DE ALLAH'IN VERDİĞİ SAĞLIK VE AFİYETE ŞÜKÜRLER EDİYORDU. HAKLARINDA TAKDİR EDİLEN HELÂL RIZKA RIZA GÖSTERİYORLARDI. NE VAR Kİ, BİR KURBAN BAYRAMINDA BU MÜŞTEREK HUZURLARI BOZULUR GİBİ OLDU. EVİN BEYİ, ELLERİNDEKİ TEK KOYUNU KURBAN ETMEK İSTİYORDU. HANIM İSE:
- BİZE KURBAN VACİP DEĞİLDİR. HEM SÜTÜYLE ÇOCUKLARIMIZI BESLEDİĞİMİZ KOYUNU KESMEMİZ DOĞRU DA OLMAZ. SONRA ÇOCUKLARIMIZI NE İLE BESLERİZ? DİYE İTİRAZDA BULUNUYORDU.
BEY, SONUNDA O GÜNE KADAR ÇEKTİĞİ MADDİ SIKINTILARDAN ASLA MÜŞTEKİ OLMAYIP HALİNE RIZA GÖSTEREN HANIMININ BU İTİRAZINI ANLAYIŞLA KARŞILADI. KOYUNU KURBAN ETMEKTEN VAZGEÇTİ.
ALLAH'IN HİKMETİNE BAKIN Kİ, BAYRAMDAN BİR KAÇ GÜN SONRA BİR MİSAFİR GELDİ. O AKŞAM KENDİLERİNDE KALACAKTI. HALBUKİ SOFRAYA KOYACAK HİÇBİR ŞEYLERİ DE YOKTU. EVİN BEYİ BU DEFA MAHCUBİYET HİSSİ DUYMUŞ, HANIMINA TEKLİFİNİ TEKRAR ETMİŞTİ:
- BU KOYUNU KESECEĞİM. MİSAFİR SOFRASINA KOYACAK BAŞKA BİR ŞEYİMİZ YOK ÇÜNKÜ.
FİDDA HANIM DÜŞÜNMEYE BAŞLADI. AKŞAM SOFRANIN BOŞ OLACAĞINI HATIRLAYINCA, O DA BOYNUNU EĞDİ.
- BAŞKA ÇAREMİZ YOKTUR. BARİ DUVARIN DIŞINA ÇIKAR, BENİM GÖRMEDİĞİM YERDE KES.
HANIM EVİN AVLUSU İÇİNDEYKEN EVİN BEYİ DIŞARI ÇIKTI. SÜTÜYLE ÇOCUKLARIM BESLEDİĞİ KOYUNU, MİSAFİR İÇİN KESMEYE BAŞLADI.
BU SIRADA, AVLU İÇİNDE KESİM İŞİNİN BİTMESİNİ BEKLEYEN HANIM, BİRDEN ŞAŞKINA DÖNDÜ. ÇÜNKÜ DUVARIN ÜZERİNE SIÇRAYAN BİR KOYUN, AVLUYA ATLAMIŞ, AZ SONRA DA YANINA KADAR GELEREK KENDİSİNİ KOKLAMAYA BAŞLAMIŞTI.
FİDDA HANIM, BEYİNİN KOYUNU ELİNDEN KAÇIRDIĞINI DÜŞÜNDÜ. AMA DIŞARI ÇIKIP BAKINCA, KOYUNUN KESİLİP YÜZÜLMEYE BAŞLANDIĞINI GÖRDÜ. HAYRETİ ARTMIŞTI... KOMŞULARDAN BİRİNİN KOYUNU DUVARDAN ATLAYIP İÇERİ GİRMİŞTİR, DİYE DÜŞÜNDÜLER KAN KOCA. KÖYDE TELLÂLLAR ÇAĞIRTTILAR, KOYUNU SAHİBİNİN ALMASINI İSTEDİLER. NE VAR Kİ, HİÇ KİMSE ÇIKIP DA:
- BENİM KOYUNUM KAYBOLDU, SİZİN AVLUYA ATLAYAN KOYUN BİZİM OLABİLİR, DEMEDİ.
FİDDA HANIM, DURUMU İMAM EFENDİYE ANLATTI. HOCA EFENDİ ŞU TAVSİYEDE BULUNDU:
- BU KOYUNU BESLEYİNİZ. BESLEME ÜCRETİ OLARAK DA SÜTÜNÜ ÇOCUKLARINIZA İÇİRİNİZ. ŞAYET SAHİBİ ÇIKARSA BESLEME ÜCRETİ OLARAK SÜTÜNÜ İÇMİŞ OLURSUNUZ, KOYUNU DA SAHİBİNE İADE EDERSİNİZ. ÇIKMAZSA ALLAH'IN SİZE LÜTUF VE İKRAMI OLUR, MUHTAÇ OLDUĞUNUZ İÇİN SİZDE KALABİLİR...
BU ARADA FİDDA HANIM, KOYUNDA GARİP ŞEYLER GÖRMEYE BAŞLADI.
NE ZAMAN BAKRACI MEMELERİ ALTINA KOYUP DA SAĞMAK İSTESE KOYUNDA HEMEN BOL SÜT HÂSIL OLUR, BİR DEFASINDA SADE SÜT TADINDA, BİR DEFASINDA DA BAL TADINDA BOL SÜT SAĞAR Dİ. NİHAYET MEÇHUL KOYUNUN BU GİZEMLİ DURUMU ÇEVREDE MEŞHUR OLDU.
MİSAFİRLERİNİN HATIRI İÇİN KESTİKLERİ KOYUNA MUKABİL ALLAH'IN BİR DEFASINDA SADE SÜT, BİR DEFASINDA DA BAL TADINDA SÜT SAĞDIRAN BİR KOYUN İHSAN ETMİŞ OLMASI, AYRICA BU SÜTÜN DERTLERE ŞİFA OLMA ÖZELLİĞİ DE TAŞIDIĞININ ORTAYA ÇIKMASI ETRAFA ŞAYİ OLDU. ARTIK HERKES ELİNE HEDİYELER ALIP FAKİR FİDDA HANIMI ZİYARETE GELİYOR, KÂSESİNİ DE BU ŞİFALI SÜTLE DOLDURARAK AYRILIP GİDİYORDU.
Mehmet Dikmen “Esrarengiz Olaylar” s:45
_________________
Only registred user can see link on this forum! Registred or Login on forum! |
GAMacı
Only registred user can see link on this forum! Registred or Login on forum! |
GAMacı
 |
|
| Başa dön |
|
 |
GAMacı SÜPER MODERATÖR


Kayıt: 07 Mar 2008 Mesajlar: 1805 Konum: OSMANLI MİRASI
|
Tarih: Prş May 08, 2008 4:25 pm Mesaj konusu: |
|
|
| Alıntı: | | 3-) SALATEN NARE 4444 KERE OKUNMASI KESİN GEREKİYORMU YOKSA SAYI SADECE BİR SEMBOL MÜ İSTENİLDİGİ KADARDA OKUNSA DUAMIZ KABUL OLURMU (bunuda bir tanıdıgım sayı semboliktir bizim hocalarımız öyle diyorlar dedi !! ) |
NOT: SALÂTEN TÜNCİNA VE SALÂT-I TEFRİCİYE FARKLI DUALARDIR.
SORU
TOPLUMUMUZDA YAYGIN OLAN VE KABUL GÖREN SAYILARA SADIK KALARAK YAPILAN BAZI ŞEYLERİN (4444 TEFRİCİYE, 41 YASİN.. DİNİMİZDEKİ YERİ NEDİR? NEHYEDEN VEYA TEŞVİK EDEN NASS VAR MI?
CEVABIMIZ
DEĞERLİ KARDEŞİMİZ;
4444 TEFRÎCİYYE VEYA 41 YÂSÎN GİBİ BELLİ SAYLARDA OKUNAN DUALAR, ZİKİRLER, SALAVÂT, ÂYETLER VE SURELER HAKKINDA (NAMAZLARDAN SONRA 33 ADET OLARAK SÖYLENEN TESBÎH, TAHMÎD VE TEKBÎR GİBİ PEK AZ MÜSTESNA TUTULURSA) EMREDEN, TAVSİYE EDEN BİR NAS YOKTUR. MÜSLÜMAN İSTEDİĞİ KADAR TEFRÎCİYYE DİYE ANILAN SALAVÂT VEYA YÂSÎN SURESİ OKUYABİLİR. "BUNU ŞU KADAR OKUMAK SÜNNETTİR, FARZDIR, DİNİN EMRİDİR..." DERSE VEYA BÖYLE İNANIRSA BİD'AT GERÇEKLEŞİR. BÖYLE BİR İNANÇ OLMAKSIZIN, ŞAHSÎ VEYA BAŞKASININ TECRÜBESİNE DAYANARAK "BU KADAR OKUMANIN ŞUNA FAYDASI OLUYOR, OLDU" DER, OKUR VE TAVSİYE EDERSE BU BİD'AT OLMAZ VE SAKINCASI DA BULUNMAZ. (HAYRETTİN KARAMAN)
SALÂT (ÇOĞULU: SALAVÂT), PEYGAMBERİMİZ (SA) İÇİN DUA ETMEYİ İFADE EDER. BU DUADA ONA HEM SALAT, HEM DE SELAM OKUNDUĞU İÇİN BUNA “SALÂTÜ SELAM” DENİR. "SALÂT-I TEFRÎCİYE" İSE, ALLAH RASULÜ EFENDİMİZE SIKINTILARDAN KURTULMAK İÇİN OKUNAN VE FARKLI CÜMLELERDEN OLUŞAN SALÂTÜ SELAM DEMEKTİR. DAHA ÇOK MAĞRİP VE HAVALİSİNDE MEŞHURDUR VE BUNA “SALÂT-İ NÂRİYYE” DE DENİR.
KURAN-I KERİMDE ŞÖYLE BUYRULUR: "ALLAH DA MELEKLER DE O NEBİYE SALAT EDERLER, EY MÜMİNLER, SİZ DE ONA SALAT EDİN, BOL BOL SELAM GÖNDERİN". (AHZÂB SURESİ 33/56). ALLAHIN ONA SALÂT ETMESİ, ONU BAĞIŞLAMASI, MELEKLERİN SALÂT ETMESİ BAĞIŞLANMASINI DİLEMELERİ, MÜMİNLERİN SALÂT ETMESİ DE DERECESİNİN YÜCELTİLMESİ İÇİN DUA ETMELERİ ANLAMINA GELİR. BUNA GÖRE PEYGAMBERİMİZE SALÂTÜ SELAM OKUMAMIZ BİZE ALLAHIN BİR EMRİDİR VE BUNU BİLEREK HİÇ OKUMAYANLARIN KÜFRE BİLE GİRECEKLERİ SÖYLENMİŞTİR.
HZ. PEYGAMBER DE MÜMİNLERİN KENDİSİNE SALÂTÜ SELAM OKUMALARINI İSTER VE SİZİN BANA OKUYACAĞINIZ SALÂTI, ALLAH ON KATIYLA SİZE İADE EDER, BUYURUR.
SIKINTILARINDAN ÖTÜRÜ PEYGAMBERİMİZE SALÂTÜ SELAM OKUYUP DUA EDEREK ALLAHTAN TEFRİC (YANİ SIKINTILARININ DEFEDİLMESİNİ) İSTEMEK MEŞRUDUR VE UMULUR Kİ, ALLAH ONUN HATIRINA BU DUALARI DAHA ÇABUK KABUL EDER. YETER Kİ, İSTEYEN ONDAN DEĞİL, ALLAHTAN İSTEMİŞ OLSUN. ÇÜNKÜ ALLAH BİZİM GÜNDE EN AZ ON YEDİ KEZ, "YA RAB, SADECE SENDEN YARDIM İSTEYECEĞİM" AHDİNİ TEKRARLAMAMIZI İSTER. AMA BİZ BİLİYORUZ Kİ, O RASULÜNÜ ÇOK SEVER VE BİZİM DE ONU SEVMEMİZİ İSTER. BİZ DE EĞER SEVDİĞİMİZİ ONA SALÂTÜ SELAM OKUYARAK GÖSTERİR VE BUNU VESİLE TUTARAK DA ALLAHTAN MURADIMIZI İSTERSEK DAHA HIZLI KABUL OLACAĞINI ÜMİT EDEBİLİRİZ.
BURAYA KADAR YAZDIKLARIMIZ, SORUNUZUN CEVABI İÇİN GEREKLİ TEMEL BİLGİLERDİR.
ONA NASIL, YANİ HANGİ CÜMLELERLE SALÂTÜ SELAM OKUMAMIZ GEREKTİĞİ KONUSUNDA İSE BELİRLEYİCİ BİR EMİR YOKTUR. HERHANGİ BİR SALÂT VE SELAM KİPİNİ KULLANABİLİRİZ. AMA ALLAH RASULÜ EFENDİMİZ (SA) NASIL SALÂT OKUYALIM SORUSUNA, BİZİM NAMAZLARDA OKUDUĞUMUZ "SALLİ... VE BARİK" DUALARINI ÖĞRETEREK, BÖYLE SÖYLEYİN DİYE CEVAP VERMİŞTİR. YANİ BU DUALAR SALÂTÜ SELAMIN EN GÜZELİDİRLER DİYEBİLİRİZ. AMA EFENDİMİZİN BUNLARI ÖĞRETMİŞ OLMASI, BAŞKA CÜMLELERLE SALÂT OKUNAMAZ ANLAMINA GELMEDİĞİ İÇİN HERKES ÇOK FARKLI CÜMLELERLE SALÂTÜ SELAMLAR OKUMUŞTUR VE BUNLARIN OKUNAMAYACAĞINI DA KİMSE SÖYLEMEMİŞTİR. ÇÜNKÜ ÖNEMLİ OLAN, ONA SALÂTÜ SELAM OKUMAKTIR, BUNUN HANGİ CÜMLELERLE OLMASI GEREKTİĞİ İKİNCİL BİR MESELEDİR. AMA ELBETTE AŞIRILIK İÇEREN İFADELERLE SALATÜ SELAM OKUNMAZ.
BURADAKİ BİR İNCELİĞE DE İŞARET ETMEMİZ DE GÜZEL OLUR: BİZ SADECE ALLAH İÇİN İBADET EDER VE SADECE ONUN İÇİN NAMAZ KILARIZ. AMA ALLAH (CC), RASULÜNÜN KADRİNİ İYİ BİLMEMİZİ İSTEDİĞİNDEN OLACAK Kİ, SADECE KENDİSİ İÇİN KILDIĞIMIZ NAMAZLARDA ONA DA SALÂT, YANİ DUA ETMEMİZİ HOŞ KARŞILAMIŞTIR.
"SALAT-İ TEFRİCİYE" OLARAK BİLİNEN SALÂTÜ SELAM CÜMLELERİ İSE HADİSLERDE BULUNMAMAKTADIR. SADECE BAZI ŞİA KİTAPLARINDA VE MAĞRİPTE YAZILMIŞ DUA KİTAPLARINDA YER ALMAKTADIR. BİZDE DUA KİTABI YAZANLAR DA BUNU ORALARDAN ALMIŞ VE KİTAPLARINA KOYMUŞLARDIR. BU KİTAPLARI YAZANLARIN, KİTAPLARININ SATIŞINI ARTIRMAK İÇİN, BUNU ŞU KADAR OKUYAN ŞÖYLE OLUR, GİBİ ÜMİT VERİCİ MÜJDELER ZİKRETMELERİ BUNUN YAYGINLAŞMASINA SEBEP OLMUŞTUR.
ANCAK BU SALATÜ SELAM, SAĞLIKLI BİR YORUM YAPILMASI KAYDIYLA, GÜZEL MANALARI OLAN CÜMLELERDEN OLUŞUR. DOLAYISIYLA BUNLARI OKUMAKTA DA BİR SAKINCA OLMAZ. ANCAK BU SALATÜ SELAMA ÖZEL BİR YER VERİP, BUNU DİĞERLERİNDEN FARKLI BİR KONUMDA GÖRMENİN BİR DAYANAĞI YOKTUR. HATTA SELEFİ BİR YORUMLA YANLIŞ MANALAR İÇERDİĞİNE DAİR YAZILAR DA OKUDUM. YANİ BUNDA ÖYLE CÜMLELER VARDIR Kİ, KASTETTİĞİNİZ ŞEYE GÖRE MANASI GÜZEL OLABİLECEĞİ GİBİ, CAİZ OLMAYAN MANALARA DA GELEBİLİR.
MUHTEMELEN BİRİSİ BİR DERDE MÜPTELA OLMUŞ VE İÇİNDEN GELEN BU CÜMLELERLE UZUN SÜRE SALÂTÜ SELAM OKUYARAK ALLAHTAN DERDİNİN GİDERİLMESİNİ İSTEMİŞ, ALLAH DA DUASINI KABUL ETMİŞTİR. SONRA DA BU ÇOKÇA OKUMAYI, HERKESİN AKLINDA KALSIN DİYE 4444 SAYISIYLA SINIRLAMIŞLAR VE BU SALÂVATI BU KADAR OKUYANIN DERDİNE ALLAH ÇARE VERİR DEMİŞLERDİR. OYSA DUALARIN KABULÜNÜ SAĞLAYAN PEK ÇOK ŞARTLAR VE SEBEPLER VARDIR: DUA EDENİN SAMİMİYETİ, ÇOK BUNALMIŞ VE HATALARINI SİLDİRECEK KADAR SIKINTI ÇEKMİŞ VE CEZASINI TAMAMLAMIŞ OLMASI, ÇOK CANDAN VE İHLÂSLA DUA ETMESİ, BÜYÜK BİR İYİLİK YAPTIKTAN SONRA DUA ETMESİ, ALLAHIN VELİ BİR KULU OLMASI, BELLİ ZAMANLARDA VE BELLİ YERLERDE DUA ETMESİ VE BÖYLECE OKUDUĞU DUAYI BİR İSMİ AZAM DUASI HALİNE GETİRMESİ. DOLAYISIYLA BU SALÂVAT CÜMLELERİYLE DUA EDİP İSTEĞİNE KAVUŞAN BİRİSİNİN BULUNMUŞ OLMASI, HERKESİN BU SAYIDA BU SALÂVATI OKUYARAK İSTEĞİNİ ELDE ETMESİ ANLAMINA GELMEZ. HATTA İSTEDİĞİNİ ALLAHTAN İSTEME YERİNE SANKİ BU SALÂVAT CÜMLELERİNİN VE 4444 SAYISININ BİR ŞİFRE VE SİHİRLİ BİR ETKİ OLUŞTURDUĞUNU ZANNEDİP, TESİRİ BUNDAN BEKLEMEK, SEVAP DEĞİL, ALLAH KORUSUN ŞİRK BİLE OLABİLİR.
SONUÇ OLARAK DİYEBİLİRİZ Kİ, "SALÂT-İ TEFRİCİYE", YA DA “SALÂT-I NÂRİYE” OLARAK BİLİNEN CÜMLELER, BİLİNMEYEN BİR İNSANIN BİR ARAYA GETİRDİĞİ CÜMLELERDİR VE BİR YORUMLA ÇOK GÜZEL MANALAR İÇERMEKTEDİRLER. ALLAH RASULÜNE BUNLARLA DA SALÂTÜ SELAM OKUMANIN HİÇ BİR SAKINCASI YOKTUR, HATTA ANLAMLARI DOĞRU BİLİNİRSE BU GÜZELDİR. ANCAK BU CÜMLELERDEN YA DA BUNLARIN BELLİ SAYILARDA TEKRARLANMASINDAN BİR MEDET UMMA, İNSANI ALLAHTAN UZAKLAŞTIRABİLİR, KAŞ YAPAYIM DERKEN GÖZ ÇIKARILMIŞ OLABİLİR. İNSAN TESİRİ ALLAH’TAN DEĞİL, BUNLARDAN BEKLEMİŞ OLABİLİR. DOLAYISIYLA BUNLAR OKUNURSA BU BİLİNÇLE VE MANALARI DÜŞÜNÜLEREK OKUNMALIDIR. BUNUNLA YAPILAN DUA MUTLAKA KABUL EDİLİR DİYE DE İNANMAMALIDIR. YANİ BU KELİMELERE VE BU SAYIYA BİR KUTSİYET VERMEMEK GEREKİR. ÇÜNKÜ KUTSALLIK ALLAH’TANDIR VE ALLAH BU KELİMELERİ BİZE NE KENDİ ÖĞRETMİŞTİR, NE DE RASULÜ VASITASIYLA ÖĞRETMİŞTİR. YANİ BUNA ALLAH’IN BİR KUTSALLIK VERDİĞİ BİLİNMEMEKTEDİR.
“SALÂT-I TERFİCİYE” NİN ASLI, LATİN HARFLERİYLE OKUNUŞU VE ANLAMI ŞÖYLEDİR:
اللهـم صل صلاة كاملة وسلم سلاماً تاماً على سيدنا محمد الذي تنحل به العقد وتنفرج به الكرب وتقضى به الحوائج وتنال به الرغائب وحسن الخواتم ويستسقى الغمام بوجهه الكريم وعلى آله وصحبه في كل لمحة ونفس بعدد كل معلوم لك.
ALLAHUMME SALLİ SALÂTEN KÂMİLETEN VE SELLİM SELÂMEN TÂMMEN ALÂ-SEYYİDİNA MUHAMMEDİN ELLEZİ TENHALLÜ BİHİ’L ‘UKADU VE TENFERİCU BİHİ’L-KÜRABU VE TUKDÂ BİHİ’L-HAVÂİCU VE TÜNÂLÜ BİHİ’R-RAĞÂİBU VE HUSNU’L-HAVÂTİMİ VE YUSTESKA’L-ĞAMÂMU Bİ-VECHİHİ’L-KERÎMİ VE ‘ALÂ ÂLİHİ VE SAHBİHİ FÎ-KÜLLİ LEMHATİN VE NEFESİN Bİ-‘ADEDİ KÜLLİ MA’LÛMİN LEK.
ANLAMI:
“YA RAB! EFENDİMİZ MUHAMMED’E TAM VE MÜKEMMEL BİR SALAT VE SELAM EYLE. O NEBİ Kİ, ONUN YÜZÜ SUYU HÜRMETİNE DÜĞÜMLER ÇÖZÜLÜR, SIKINTILAR DAĞILIR, İHTİYAÇLAR KARŞILANIR, ARZULARA VE GÜZEL AKIBETLERE ERİŞİLİR, BULUTLARDAN YAĞMUR DÖKÜLÜR… ONUN ÂLİNE VE ASHABINA DA SALÂT VE SELAM EYLE YA RAB! HER AN, HER NEFESTE VE SENİN BİLDİKLERİNİN SAYISINCA.”
FARUK BEŞER
SELAM VE DUA İLE...
SORULARLA İSLAMİYET EDİTÖRS
Salat-ı Tefriciye duasında sonuç kesin mi?
Soru: Çevremizde özellikle hanımlar arasında bir alışkanlık başladı son zamanlarda. Bir sıkıntısı, üzüntüsü, hatta derdi olan hemen Salat-ı Tefriciye okumaya yöneliyor. Hatta sadece kendisi okumakla kalmıyor, konu komşuyu da okumaya yönlendiriyor. Çünkü bu salavatın öyle yüz, iki yüz defa değil, tam (4444) defa okunması gerekiyormuş. Bu kadarını da tek başına okuyup bitirmesi zor olduğundan komşulara yüzer, iki yüzer salavat dağıtıyorlar. Bizimkine de beş yüz vermişler, günlerdir beş yüzü tamamlamak için durmadan Salat-ı Tefriciye okumaya uğraşıyor. İşte bunun aslını öğrenmek istiyorum. Dua olduğuna göre mutlaka bu 4444 kere okunması şart mıdır? Bu miktara ulaşınca isteğine kavuşacağına kesin gözüyle bakılabilir mi? Bu konuya nasıl bakıyorsunuz?
Efendim, bilindiği üzere Peygamberimiz'e (sas) salat-ü selam getirmek bizim ömür boyu mükellef olduğumuz hasbi görevimizdir. Bu konuda (Ahzap Sûresi'nde) ve birçok hadislerde salat-ü selam okuma emri vardır. Nitekim namazlarımızda tekrar ettiğimiz Allahümme salli.. Allhümme barik.. salavatlarını da ömür boyu okur, her fırsatta Peygamberimiz'e salat-ü selam getirmeyi vazgeçilmez görevimiz biliriz, dünyevi bir karşılık beklemek de aklımıza gelmez..
İşte hiçbir dünyevi maksat beklemeden, sadece Peygamberimiz'in şefaatine vesile olacak bir dua niyetiyle okuduğumuz bu salat-ü selamlara bazıları, (Salat-ı Tefriciye de olduğu gibi) peşin dünyevi bir istek de yüklüyor, maruz kaldığı sıkıntı ve üzüntülerden kurtulmayı da niyet ederek okumaya başlıyorlar. Burada ise soru şu oluyor:
- Böyle dünyevi bir niyetle okunan salat-ü selamdan beklenen dünyevi sonuç kesin şekilde elde edilebilir mi? Böyle dinî bir hüküm var mıdır?
Bu soruya sıhhatli cevap verebilmek için duanın bir ibadet olduğunu, ibadetin de karşılığının çoğunlukla ahirette verileceği gerçeğini bilmeye ihtiyaç vardır. Şöyle ki:
- Salat-ı Tefriciye gibi salat-ü selamlar Peygamberimiz için yaptığımız birer makbul duadırlar. Dualar ise ibadet niyetiyle okunur. İbadetlerin karşılığı da bazen dünyada verilir, ama çoğunlukla da ahirete tehir edilir. Bu sebeple, dünyevi sonuç hemen alınmazsa duam kabul olmadı, redde uğradı, diye ümitsizliğe düşülmez.. Belki karşılığı ebedi hayatta verilmek üzere ahirete tehir edildi, denerek salat-ü selama devam edilir..
Yani hangi sıkıntıdan kurtulmak niyetiyle okunursa okunsun okuyan karşılığını hemen peşin olarak dünyada alacak, düşündüğü sonuca da mutlaka hemen varacak, diye bir hüküm yoktur.. Kaldı ki, maruz kalınan sıkıntılar, bu gibi duaları okumanın da vakitleri olarak görülür. Nitekim Bediüzzaman Hazretleri'nin bu konudaki hatırlatmaları aynen şöyledir:
-Dua bir ibadettir! Kul, kendi aczini ve fakrını dua ibadeti ile ilan eder. Zahiri maksatlar ise dua ibadetinin vakitleridir! Hakiki faideleri değil. Çünkü ibadetin faidesi, ahirete bakar! Dünyevi maksatları hasıl olmazsa, o dua kabul olmadı, denilmez, belki daha duanın vakti bitmedi denir, dua yapmaya devam edilir..
Bu sebeple salat-ı tefriciyye gibi salavat dualarını, sadece dünyevi ihtiyacımızı karşılama aracı durumuna düşürmemeli, ebedi hayatta karşılığını göreceğimiz bir ibadetimiz olarak yapmalı, peşin sonuç alınmazsa okuduğumuz salavatlar boşa gitti sanmamalıyız..
- Peki, bu (4444) kere okuma âdeti nereden geliyor, insanlar bu miktara ulaşmayı sanki kabul olma şartı gibi görüyorlar?
- Kolay hatırda kalması için 4444 sayısını söyleyenler olmuştur.
Tefsir sahibi Kurtubi'nin (4444) defa okunması halinde kabul olacağı yönünde bir ümidi vardır. Ancak bu da bir ümittir. Bu miktarı bulan okumalar mutlaka kabul olur, bu sayıya ulaşamayanlar ise redde uğrar demek değildir. Nitekim günde 41 defa, 21 defa okumalıdır, diyenler de olmuştur. Duadır bu.. Az da okunsa çok da okunsa okuyanlar boş kalmazlar, dünyevî istekleri yerine gelmese de uhrevî sevabını kazanır.
Salat-ı Tefriciye
İmamı Kurtubî Hazretleri şöyle buyurmuş: "Bir kimse, çok önemli bir işinin veya önemli bir dileğinin gerçekleşmesini, ya da üzerinde devam edip duran büyük bir belanın üzerinden çekilip gitmesi (kalkması) için "Salât-i Tefriciye"yi (4444) defa okuyup, bu mübarek Salâtü Selâm ile Yüce Peygamberimizi vesile edinse, hiç şüphe ve tereddüt yoktur ki, Yüce Allah, okulunun istek ve muradının olması için hayırlı bir sebeb yaratır ve ona muradını verir."
"Allâhumme salli salâten kâmileten ve sellim selâmen tâmmen alâ Seyyidinâ Muhammedinillezî tenhallü bihil ukadü ve tenfericu bihil-kürebü ve tukdâ bihil-havâicu ve tünâlü bihir-reğâibü ve hüsnül-havâtimi ve yustaskal ğamâmu bivechihil Kerîm ve alâ âlihî ve sahbihi fî külli lemhatin ve nefesin bi adedi külli ma'lûmin lek."
"Allahım! Bizim Efendimiz Muhammed'e (sav) kusursuz bir salât ve rahmet, mükemmel bir selâm ve selâmet vermeni diliyoruz. O Peygamber ki, onun hürmetine düğümler çözülür, sıkıntılar ve belalar onun hürmetine açılıp dağılır, hacet ve ihtiyaçlar onun hürmetine yerine getirilir. Maksatlara O'nun hürmetine ulaşılır, güzel sonuçlar O'nun hürmetine elde edilir. O'nun şerefli yüzü hürmetine bulutlardaki yağmur istenilir, Allah'ım, onun ehl-i beytine, ashabına da her göz kırpacak kadar zamanda (her an, saniye) her nefes alacak zamanda sana malum olan varlıklar sayısınca salât et."
Salaten Tüncîna
"Allâhumme salli alâ Seyyidinâ Muhammedin ve alâ âli Seyyidina Muhammedin salâten tüncînâ bihâ min-cemî'il-ehvâli vel âfat. Ve takdî lenâ bihâ cemîal hâcât ve tutahhirunâ bihâ min-cemîi's-seyyiât ve terfe'unâ bihâ a'lâ'd-deracât ve tubelliğunâ bihâ aksâ'l-ğayât min cemiîl-hayrâti fî'l-hayâti ve ba'del-memât birahmetike Yâ erhame'r-rahimîn. Hasbunellahu ve ni'mel vekîl, ni'mel mevlâ ve ni'me'n-nasîr. Ğufraneke rabbenâ ve ileyke'l-masîr."
"Allahım! Efendimiz Muhammed'e (sav) ve onun ehli beytine salât at. Bu salâvat o derece değerli olsun ki: Onun hürmetine bizi bütün korku ve belalardan kurtarsın. Bizim ihtiyaçlarımızı o salâvat hürmetine yerine getirsin, bizin bütün günahlardan bu salâvat hürmetine temizlersin, o salâvat hürmetine bizi derecelerin en üstüne yüceltirsin, o salâvat hürmetine hayatta ve öldükten sonra düşünülebilecek bütün hayırlar konusunda gayelerin en sonuna kadar ulaştırsın. Ey merhametlilerin merhametlisi bize bunları merhametinle nasip et. Allah Tealâ bize kafidir ve ne iyi bir dost, ne iyi bir vekildir. Ey Rabbimiz, senin mağfiretini dileriz, dönüş yalnız sanadır."
Bu Salâvat-ı Şerifeye Devam Eden; Belalardan emin olur, Gelecek musibetlere perde olur, Arzuları kolay olur, Muradı hasıl olur, Rızkı bereketli olur _________________
Only registred user can see link on this forum! Registred or Login on forum! |
GAMacı
Only registred user can see link on this forum! Registred or Login on forum! |
GAMacı
 |
|
| Başa dön |
|
 |
GAMacı SÜPER MODERATÖR


Kayıt: 07 Mar 2008 Mesajlar: 1805 Konum: OSMANLI MİRASI
|
Tarih: Prş May 08, 2008 4:36 pm Mesaj konusu: |
|
|
| Alıntı: | | BİRDE ŞU BEBEKLERİN ELBİSELERİNİN ÜSTÜNE RESİM YAPILIYOR YA BU GÜNAHMI |
"RESİM OLAN ODAYA MELEK GİRMEZ "DENİYOR. BAZEN BU SÖZ HADİS DİYE BİZE NAKLEDİLİYOR. DİNİMİZİN FOTOĞRAF, RESİM GİBİ SANATLARA BAKIŞI NASIL? RESİM VEYA FOTOĞRAF DUVARLARIMIZI SÜSLEYEBİLİRMİ ?
Değerli Kardeşimiz;
İslâm dini semavî bir din olup insanın dünya ve âhiretini imâr etmek için nazil olmuştur. Getirdiği hükümlerin herkesin akıl ve zevkine uyması da mümkün değildir. Çünkü simalar birbirine uymadığı gibi akıl ve huylar da birbirine uymazlar. Akıl ve mantıki veren Allah Teâlâ, insan için hangi hüküm daha uygun, hangi nizam daha güzel ise onu biliyor ve onu indiriyor. Bunun için emir, nehiy, haram ve helâl ile ilgili olan ilâhî kanun ve nizamların bazılarına aklımız ermezse de tümüne inanıp hikmetini araştırmamız gerekir. Araştırma yapmadan inkâr etmek kişiyi küfre götürebilir. Bunun için şu veya bu niye haram olsun? Aklıma yatmıyor, demek büyük bir vebaldir. Birçok kimse heykel ve resim haram oluşundan söz edildiği zaman hoşlanmıyor, "heykel bir sanattır. Neden haram olsun?'' deyip İslâm'ın hükmünü tereddütsüz reddediyor. Müzelerde bulunan heykeller üzerine araştırma yapıldığı zaman câhiliyet devrinde, bu husus Roma ve Bizans devletlerinin hüküm sürdükleri zamanlarda insanların birçokları heykel ve resimlere büyük itinâ göstererek tapındıkları putperestlik girdabına girdikleri görülecektir. İnsanı yeryüzüne Hâlife olarak tâyin eden Allah Teâlâ, taştan ve ağaçtan kendi eliyle yaptığı heykel ve resimlere yaptığı ibadetten onu kurtarıp lâyık olduğu makama çıkarmak için canlı mahlûkların her türlü heykel ve resimlerini yasakladı.
Hz. Âişe (r.anhâ) anlatıyor: Rasûlullah (s.a.v bir seferden dönmüştü. (O yokken) ben, yüklüğün önüne, üzerinde resimler bulunan bir bez (perde) çekmiştim. Rasûlullah perdeyi görünce, çekip attı, (öfkeden) yüzü de renklenmişti. "Ey Âişe!" buyurdular, "Bil ki, kıyamet günü insanların en çok azap görecek olanı Allah'ın yarattıklarını taklit edenlerdir." Hz. Âişe (r.â) devamla: "Biz o bezi kestik, bir veya iki minder yaptık." Demiştir. (Buhârî, Libâs 91,95.).
Bu hadîs-i şerîf, duvara asılı olduğu takdirde haram olan resmin minder yüzü yapılarak yere atılması halinde kullanılabileceğini ifade etmektedir.
İbn Hacer bu konuyu şöyle özetler: Alimler, bu hadisi delil getirerek şu hükme varmışlardır: "Gölgesi olmayan tasvirler edinmek câizdir, ancak bunun hürmet ifade etmeyecek şekilde kullanılması gerekir. Yastık, minder yüzü gibi yere atılan, üzerine basılan eşya üzerinde olması gerekir."
Nevevî, bu hükmün cumhûrun görüşü olduğunu, Sahâbe ve Tâbiîn'in ekseriyetinin bu kanaate vardıklarını, Süfyân-ı Sevrî, İmam Mâlik, İmâm-ı A'zam Ebû Hanîfe, İmam Şâfiî gibi müçtehit imamların da bu görüşü benimsediklerini belirtir.
Ancak duvar üzerine asılmaları, elbisede veya sarıkta yer almaları halinde gölgeli, gölgesiz olması arasında fark gözetilmeden haram denmiştir. Çünkü bu hâllerde o tasvirlere (resimlere) hürmet manası hakimdir.
İmam Nevevî bu hususta: "Bu hadis canlıların resminin haram olduğunu, ancak ağaç ve benzeri ruhu olmayan şeylerin resmini yapmanın ve bu yoldan kazanç temin etmenin haram olmadığına delildir." demiştir.
Tahâvî konumuzla ilgili olarak şunları söyler: "Peygamberimiz (s.a.v)'in İslâmiyet'in ilk yıllarında her türlü put, sûret ve resimleri menetmesinin sebebi; putperestlik üzerinden uzun bir süre geçmemiş olmasıdır. Put ve benzeri şeylere bir daha dönülüp ibadet edilmesin diye put ve ona yol açan her sûret ve resim yasaklanmıştı. Sonra İslâmiyet yayılıp, esasları iyice yerleşip anlaşıldıktan sonra putlar ve benzeri şeyler hakkındaki yasak devam etti; ama bez ve kağıt yada benzeri şeyler üzerine yapılan resimlere dokunulmadı, bir bakıma serbest bırakıldı. Çünkü artık bu gibi resimlere saygı gösterenler olmazdı."
Günümüzdeki özel aletlerle çekilen resimlere gelince, bunlar ne Peygamber Efendimiz devrinde, ne de müçtehit imamlar zamanında vardı. Bu bakımdan hükümler daha çok üç boyutlu olan resim ve heykellerle ilgilidir.
Ancak günümüzdeki resimleri de kıyas yoluyla bir hükme bağlamışlardır: Tapmak için ve ta'zim etmek için hazırlanan resimlerle, müstehcen sayılanları kesinlikle haramdır.
Bu açıklamaya göre ahlaki ve dini yönüyle İslamiyete aykırı olmayan çizimlerin de yasak kapsamına girmediği söylenebilir. Bunun gibi bilgisayar veya başka teknik metodlarla çizilenlerin de aynı şekilde değerlendirilebileceğini düşünüyoruz. Resimle ilgili yasağın üç boyutlu, kabartmalı veya islama aykırı olanlarla ilgili olduğunu söylemek mümkündür.
Resim bulunan odada namaz kılmak
Fotoğrafı ikiye ayırmak gerek. Canlıya âit fotoğraflar, cansıza âit fotoğraflar.
Canlıya âit fotoğraflar, ya yaşayacak şekilde boy resmi olur, yahut da yaşamayacak şekilde yarım resim olur.
Cansıza âit resimlerin, yâni manzaraların câiz olduğu kesindir. Çiçek, göl ve orman manzaraları gibi görüntüler çekilebilir, evlerin belli yerlerine asılıp ilâhî kudret takdirle seyredilebilir.
Canlıya âit boy resimlerini, insan, hayvan ve diğer canlı varlıklar gibi odanın duvarına asıp, bakınca tümüyle görünür halde bırakmak, bu odada namaz kılmayı mekruh hale getirmek demektir. Bu itibarla, duvarlarında canlılara âit boy resimleri bulunan odada kılınan namaz mekruh olabilir.
Resimler kıble cihetinde ise mekruhluk şiddetlenir, yanda ise azalır, arkada ise daha da azalmış sayılır. Böyle resimler ya indirilmeli, yahut da üzeri örtülerek namaza durulmalıdır. Boy resimlerini kapalı bir yerde tutmak, ancak gerektiğinde görülecek halde muhafaza etmekte bir sakınca yoktur.
Kâğıt paralarla nüfus cüzdanlarındaki vesikalık resimler de câizdir. Bunlar canlandığı farzedildiğinde yaşamayacak derecede küçük ve yarım olan resimlerdir. Ayrıca bazı müseccel şahısları tanımak için çekilen zaruri boy resimleri için de ruhsat vardır. Bunlar ihtiyaç resimleridir. Hırsızlar, diğer suçlular ancak bunlarla kolayca adaletin pençesine teslim edilebilmektedir. Bugünkü resimlerin mühtehcen olmayanları tapılmak için çekilmediğinden, tapılmak için yapılan resimler cümlesinden sayılmayabilirler. Müstehcen resimlerin her türlüsü ise ahlâka, insanlığa ve İslâm’a aykırıdır.
Konuyla ilgili Diyanet İşleri Başkanlığının Hazırladığı İlmihalde şu değerlendirmeler vardır:
Dinimizde tapınılmak veya tazim gösterilmek amacıyla fotoğraf, resim ve heykel yapılması haramdır. İslam bilgin ve müctehidleri İslam ahlakına ve adabına aykırı olmayan, manzara, ağaç, taş ve hatıra resimleri gibi cansız şeylerin resimlerinin yapılmasını ve bu sanatla iştigal edilmesini caiz görmüşlerdir. İslam alimleri aynı zamanda tapınma ve tazim amacı güdülmeyen ve umumî adaba aykırı olmayan canlı varlıkların resimlerinin yapılmasını da caiz görmüşlerdir.
Klasik literatürde, resim ve heykel konusunda getirilen hükümler, büyük çoğunlukla “sûret” ve aynı kökten türeyen “tasvir” tabirleri etrafında cereyan ettiği için biz resim ve heykel konusunu “sûret” kavramı üzerinde yapacağımız çözümlemeyle açıklamak istiyoruz.
Sûret, Arapça’da daha çok “şekil, biçim, görünüş ve resim” anlamında kullanılmaktadır. Timsâl kelimesi de anlam bakımından sûrete yakındır. Sûret ile timsal kelimelerini eş anlamlı görenler bulunduğu gibi, bazı hadislerde sûret kelimesi yer yer timsal kelimesinin eş anlamlısı olarak kullanılmıştır. Bununla birlikte genelde dilciler, sûreti iki kısımda değerlendirerek, birincisinin gölgeli sûretler (timsal=heykel), ikincisinin ise resmedilen, çizimlenen diğer şeyler olduğunu belirtmişlerdir. Meselâ “Sizi yarattık, sonra tasvir ettik” (el-A‘râf 7/11) âyeti için getirilen yorumlardan birisi “Önce ruhlarınızı yarattık sonra bedenlerinizi şekillendirdik” tarzındadır. Bazı hadislerde de sûret kelimesi, insanın dış görünüşü ve şekli anlamında kullanılmıştır (sûret kelimesinin bu anlamda kullanıldığı diğer hadisler için bk. İbn Mâce, “Rü’yâ”, 2; Müsned, II, 118). Sûret tabirinin, ruh sahibi veya ruhsuz bütün şeyleri içine aldığı, timsalin ise yalnızca ruh sahibi şeylere mahsus olduğu da ifade edilmektedir. Buna göre sûret kelimesini kendisine bir şekil verilmiş ve biçimlendirilmiş şey (resim ve heykel) anlamında anlamak daha doğru olacaktır. Bazı âyetlerde (Âl-i İmrân 3/6; el-A‘râf 7/11; el-Mü’min 40/64; et-Tegabün 64/3), tasvîr (savvere) kelimesi “şekil ve biçim vermek”, bazı yorumlara göre, biçimin dışında başka “mânevî özelliklerle bezemek” anlamında kullanılmıştır. Bu bakımdan, sûret kelimesinin fiil masdarı olan tasvir kelimesini sırf bugün anlaşıldığı mânada “resmetme” ya da “çizim” olarak anlamak doğru olmayıp, hem çizim (resim) ve hem de bir maddeye şekil ve biçim verme anlamlarını içine alacak bir genişlikle anlamak daha uygundur. Aynı şekilde, aynı kökten türemiş olan tesâvîr kelimesi genelde “resim” mânasında kullanılmakla birlikte “heykel” anlamına da gelmektedir. Allah’ın, Kur’an’da kendisini “biçim veren” (musavvir) (el-Haşr 59/24) olarak vasıflaması ve bu ifadenin müfessirler tarafından “yaratıcı” mânasında yorumlanmış olması da yukarıda verilen anlamı desteklemektedir.
Sûret kelimesi Kur’an’da, biri tekil ikisi çoğul olmak üzere üç yerde geçmekte ve genelde insanın biçim ve şekli olarak yorumlanmaktadır. Kur’an’da “timsâl” (çoğulu temâsîl) kelimesi de iki yerde ve çoğul olarak “temâsîl” şeklinde geçmektedir. Bu âyetlerden birinin anlamı şöyledir: “İbrâhim, babasına ve kavmine ‘Nedir bu tapındığınız heykeller (temâsîl)!’ demişti” (el-Enbiyâ 21/52). Diğer âyette ise Süleyman’a timsaller yapıldığından bahsedilir (Sebe’ 34/13). Bu ikinci âyette geçen timsallerin anlamı konusunda getirilen yorumlardan biri, bunların, meleklerin, peygamberlerin ve sâlih kişilerin heykelleri (ya da resimleri; suver) diğeri de Süleyman’ın tahtının ve basamaklarının üzerinde bulunan tavus ve doğan gibi kuşların sûretleri olduğu şeklindedir.
Birçok âyette “yarattı” anlamında yorumlanan “savvere” fiili geçmekte olup, bu hususla resim yapma arasında doğrudan bir ilişki kurmak pek mümkün gözükmemektedir. Bununla beraber bazı hadislerde, insan görünümünün resmini çizenler Allah’ın taklitçisi (tanrılık özentisi içinde olanlar) olarak telakki edilip bu yüzden cezaya mâruz kalacakları ifade edildiğinden, İslâm’daki resim yasağının Kur’ân-ı Kerîm’den kaynaklandığını düşünenler olmuştur. Fakat bu husus aslında, resim yasağını Kur’an’a dayandırmak için pek yeterli görünmemektedir. Zira bu anlayış hadisin vârit olduğu dönemin şartlarından soyutlanarak genelleştirilmeye çalışılırsa, bugün teknolojide kullanılmaya başlayan ve teknik köle diyebileceğimiz robotların yapılmasının ve kullanılmasının da yasak ve haram olduğunu söylemek gerekecektir. Bu itibarla resim yasağının daha ziyade sünnetle konulduğunu kabul etmek ve yasaklanma sebebini başka gerekçelerle izaha çalışmak daha doğru görünmektedir.
Sûret yasağının dayandırıldığı belli başlı rivayetler şöyle sıralanabilir:
a) Hz. Âişe’nin naklettiğine göre Hz. Peygamber, evinde üzerinde salîb (Îsâ’nın çarmıha geriliş sahnesini tasvir eden resim) bulunan her şeyi kırmıştır (Buhârî, “Libâs”, 90).
b) “Kıyamet gününde en şiddetli azaba mâruz kalacak olanlar musavvirlerdir” (Buhârî, “Libâs”, 89).
c) “Bu sûretleri yapanlara kıyamet gününde ‘Yarattıklarınıza can verin’ denilerek azap edilecektir” (Buhârî, “Libâs”, 89).
d) Hz. Âişe’den rivayet edildiğine göre, Âişe bir defasında üzerinde (hayvan) resimleri bulunan bir minder almıştı. Hz. Peygamber bunu görünce kapının önünde bekledi ve içeri girmedi. Hz. Âişe, Resûl-i Ekrem’in yüzünde hoşnutsuzluk işaretlerini görünce, “Yâ Resûlallah! Allah’tan ve Allah’ın Resulü’nden bağışlanma dilerim. Bir kusur mu işledim?” dedi. Hz. Peygamber, üzerinde resim bulunan minderi göstererek “Şu minderin burada işi ne?” buyurdu. Âişe “Yâ Resûlallah! Onu, kâh oturasın, kâh yaslanasın diye senin için satın almıştım” dedi. Bunun üzerine Hz. Peygamber, “Bu resimleri yapanlara kıyamet gününde azap edilir ve onlara ‘Hadi bakalım, yaptığınız şu sûretlere bir de can verin’ denilir. İçinde resimler bulunan eve melekler girmez” (Buhârî, “Libâs”, 95; hadisin şerhi için bk. İbn Hacer, Fethu’l-bârî, V, 228-229; Kâmil Miras, Tecrîd-i Sarîh Tercemesi ve Şerhi, VI, 414).
e) “Melekler, içerisinde köpek ve tesâvîr bulunan eve girmezler” (Buhârî, “Libâs”, 88).
f) “Melekler, içerisinde sûret bulunan eve girmezler; kumaş üzerindeki desen ve nakış müstesna” (Buhârî, “Libâs”, 92).
g) Hz. Âişe kendi oturduğu evin sofasına üzerinde timsaller bulunan bir perde çekmişti. Hz. Peygamber seferden döndüğünde bunu görünce “Kıyamet gününde en şiddetli azaba çarptırılacak olanlar Allah’ın yaratmasına benzemeye çalışanlardır” buyurdu. Âişe, sonra bu perdeden bir veya iki yastık yaptıklarını söylemiştir (Buhârî, “Libâs”, 91).
h) Hz. Âişe’nin, üzerinde tasvirler bulunan bir perdesi vardı ve bunu odasının bir tarafına çekmişti. Hz. Peygamber bunu görünce, Hz. Âişe’ye “Şu perdeyi karşımdan kaldır; üzerindeki tasvirler namazda iken hep bana görünüp duruyor” demiştir (Buhârî, “Libâs”, 93).
Gerek Buhârî’deki metinde gerekse Nesâî’nin rivayetinde, Hz. Peygamber’in söz konusu tasvirler yüzünden namazı yeniden kıldığına dair bir kayıt bulunmadığı için evde sûret bulunmasının yalnızca mekruh olduğu, namazın sıhhatine bir zarar vermediği söylenmiştir. Bu hadisten ilk bakışta anlaşılan husus, üzerinde resim bulunan perdenin sırf namazdaki huşûu bozduğu için hoş karşılanmadığıdır.
ı) Hz. Âişe’nin, üzerinde kuş resmi (timsal) bulunan bir perdesi vardı ve eve girenin ilk önce göreceği bir yere asılmıştı. Hz. Peygamber bunu görünce, “Âişe, şu perdenin yerini değiştir. Eve girip hemen onu görünce dünyayı hatırlıyorum” demiştir (Müslim, “Libâs”, 88).
j) Hz. Âişe’nin bebek ve kanatlı at şekillerinde oyuncaklarının bulunduğu, Hz. Peygamber’in bunları gördüğü ve tebessümle karşıladığı rivayet edilir (Ebû Dâvûd, “Edeb”, 62).
k) Rivayet edildiğine göre, İbn Abbas’a bir tasvirci müracaat ederek, “Ben, şu gördüğün tasvirleri yaparak (resim çizerek) geçinirim. Bu hususta bana fetva ver!” dedi. İbn Abbas, adamın kendine iyice yaklaşmasını istedikten sonra elini adamın başı üzerine koyarak “Bak ben şimdi sana Resûlullah’tan duyduğum bir hadisi haber vereceğim. Hz. Peygamber, “Her resim yapan (musavvir) cehennemdedir ve Allah, yaptığı resime ruh üfleyinceye kadar bu adama azap eder. Ruh üflemesi de zaten mümkün değildir” buyurdu. Adam bu sözler üzerine dehşete kapılınca İbn Abbas devamla, “Eğer sen sanatına devam etmek mecburiyetinde isen ağacı ve ruh taşımayan şeyleri resimle” (Buhârî, “Büyû‘“, 104; Müslim, “Libâs”, 99).
İbn Abbas’ın bu fetvasının delili olarak Ebû Hüreyre’nin şu rivayeti gösterilmektedir: Bir keresinde Cibrîl Hz. Peygamber’in yanına girmek için ondan izin istemişti. Resûlullah izin verdiği halde Cibrîl içeri girmemiş ve şöyle demiştir: “İçerisinde birtakım at ve insan timsallerinin bulunduğu perde asılı olan bir eve ben nasıl girerim? Bu resimlerin ya başlarını koparmalı veya bu perdeyi yere sermelisiniz. Biz melekler içinde timsal olan eve girmeyiz” (Tahâvî, Me‘âni’l-âsâr, IV, 287).
Büyük bir muhaddis ve Hanefî fakihlerinin ileri gelenlerinden olan Tahâvî bu hadisi naklettikten sonra şu yorumu yapmıştır: Bu hadisin zâhirinden, başı koparılmış ruh sahibi canlının timsalinin mubah olduğu anlaşılmaktadır. Buna göre, bu hadis ruh sahibi olmayan şeylerin tasvirinin mubah olduğuna ve görünüm itibariyle ruh taşıması mümkün olmayan canlıların yasak kapsamından çıktığına delâlet etmektedir (Tahâvî, Me‘âni’l-âsâr, IV, 287).
Mâlikî fakihlerden İbnü’l-Arabî, sûret yasağı ile ilgili bütün rivayetlerden hareketle, bu konudaki hükmü şöyle özetlemektedir: Eğer yapılan sûretler heykel türünde (ecsâd) ise bunun haram olduğunda icmâ vardır. Ancak, kumaşta bir desen ve nakış şeklinde (rakm) ise bu hususta dört görüş bulunmaktadır. Bu görüşlerden birincisine göre, hadiste geçen “kumaş üzerindeki nakış müstesna” kaydından hareketle kumaş üzerindeki resim, desen ve nakış câizdir. İkinci görüş ilgili diğer hadislerin genel muhtevasından hareketle yasaktır. Resime bir kayıt getiren üçüncü görüşe göre ise, eğer resim, şekil ve görünüm itibariyle kesintisiz ve kendi başına durabilecek biçimde ise yasaktır. Şayet, bu resmin bütünlüğü bozulursa câizdir. Diğer görüşe göre ise resim, duvara veya yüksek bir yere asılırsa yasak, yere sermede olduğu gibi, önem verilmeksizin kullanılacak eşya üzerinde bulunuyorsa câizdir (İbnü’l-Arabî, Ârizatü’l-ahvezî, VII, 253).
Şâfiî fakihlerden Nevevî ise, tasvir işinin hükmüne ilişkin olarak, hadislerde söz konusu edilen ağır tehditlerden ve Allah’ın yaratmasına benzemeye çalışma anlamı taşıdığından hareketle, ne ile yapıldığına ve ne üzerinde olduğuna (kumaş, yaygı, para, kap, duvar vb.) bakılmaksızın, canlı (insan ve hayvan) sûretini tasvir etmenin haram ve büyük günahlardan olduğunu söylemiş; ağaç, dağ, deve semeri gibi şeyleri tasvir etmenin ise haram olmadığını belirtmiştir. Üzerinde canlı sûretleri bulunan şeyleri kullanmanın hükmünün ise, bu eşyanın nerede ve nasıl kullanılacağına bağlı olduğunu ifade etmiş ve bu sûretlerin, -duvara asılması ve giyilen bir elbisede olması gibi- önemsenmemiş sayılamayacak bir konumda kullanılmasının haram olduğunu; yere serilip çiğnenen bir yaygı veya minder üzerinde bulunmasının ise, -rahmet meleklerinin içeri girmesine engel teşkil edip etmeyeceği tartışılmakla birlikte- haram olmadığını söylemiştir. Nevevî devamla zikredilen bu hükmün hem gölgeli hem de gölgesiz sûretler için geçerli olduğunu söylemiştir. Nevevî’nin zikrettiğine göre, bazı Selef bilginleri hadislerde söz konusu edilen yasağın yalnızca gölgeli sûretler için geçerli olduğunu, gölgesiz sûretleri yapmada bir sakınca bulunmadığını ileri sürmüşlerdir (Nevevî, Şerhu Sahîhi Müslim, XIV, 81-82).
Bilginler, insan ve hayvan gibi canlılar dışındaki varlıkların resimlerinin yapılmasının, bundan kazanç elde edilmesinin câiz olduğunu söylerken, birçok hadiste kıyamet günü musavvirlere söyleneceği belirtilen “Hadi bakalım, yarattıklarınıza bir de can verin” ifadesinden ve İbn Abbas’ın yukarıda zikredilen fetvasından hareket etmişlerdir. Şu kadar var ki, bu konudaki deliller dikkatle incelendiğinde, hadislerde geçen şiddetli tehditlerin, tapınmak için veya yaratma hususunda Allah ile boy ölçüşme kastıyla resim ya da heykel yapanlara ilişkin olduğu sonucuna ulaşmak mümkündür. Zira bu amaçla yapılmayan mâsum resimler için bu tehditler oldukça ağırdır. Nitekim, konuya ilişkin hadislerin kronolojisi de tehditlerin gitgide azaldığını göstermektedir.
Bilginlerin çoğunluğu çocuk oyuncaklarının yasak kapsamı dışında kaldığını ifade etmişlerdir.
Öte yandan âlimler, Hz. Süleyman’ın dininde, timsal (heykel veya resim) yapımının serbest olmasıyla İslâm’da sûretin yasaklanmış olması arasını telif için Süleyman’ın dininde bunun yasaklanmadığına, hatta buna izin verildiğine işaret etmişlerdir. Meselâ Zemahşerî, sûret ve timsal yapımının zulüm ve zina gibi aklen çirkin olmadığını ve hükmünün şeriatlara göre değişebileceğini belirtmiştir.
İslâm’da sûretin yasaklanmasının gerekçesi olarak, Hz. Peygamber’in, “Allah, sûret yapanlara, yaptıkları sûretlere ruh üfleyinceye kadar azap edecektir. Ruh üflemeleri de zaten mümkün değildir” ve “Kıyamet gününde en şiddetli azaba çarptırılacak olanlar Allah’ın yaratmasına -yarattıklarına- benzemeye çalışanlardır” gibi hadislerden hareketle, ‘yaratma hususunda Allah’a benzemeye çalışma’ hususu gösterilmiştir. Bu gerekçelendirme yanlış olmamakla birlikte öyle görünüyor ki, sûret yasağının asıl illeti, İbnü’l-Arabî’nin de isabetle belirttiği gibi şudur: Câhiliye Arapları’nın putlara tapma âdetleri vardı ve bu putları kendi elleriyle tasvir edip sonra bunlara tapıyorlardı. İslâmiyet, puta tapmaya vesile olan şeyleri kaldırmak suretiyle tevhid sisteminin korunmasında titizlik göstermiştir (İbnü’l-Arabî, Ahkâmü’l-Kur’ân, IV, 1599-1602). Buna o dönemde haçın hıristiyanların hayatındaki konumunu da eklemek gerekir. Bu itibarla, resim ve timsal hakkında vârit olan yasaklamanın ana sebebinin, bunlara tapınma endişesi olduğu söylenebilir. İslâm dini, tevhid dinidir. Araplar, kendi elleriyle çizdikleri ve şekillendirdikleri resimlere ve putlara tapıyorlardı. Hz. Peygamber, Araplar yeniden eski alışkanlıklarına döner endişesiyle, bu alışkanlıkları hatırlatan resimleri ve sûretleri de yasaklamayı uygun bulmuştur. Nitekim, benzer bir uygulamaya, şarabın kesinlikle yasaklanmasından sonra rastlanır. Resûlullah normalde kullanılmalarında bir sakınca olmadığı halde, şarap yasağından sonra Araplar’ın içerisine şarap koydukları dübbâ ve nakîr gibi özel isimlerle anılan şarap kaplarının kullanılmasını da yasaklamıştı. Hz. Peygamber bu metotla Araplar’a eski alışkanlıklarını hatırlatacak şeyleri de sedd-i zerîa kabilinden olmak üzere yasaklamıştır. Resim ve timsal yasağının da bu çerçevede değerlendirilmesi ve bu yolla tevhid inancını her ne suretle olursa olsun şirk bulaşığından arındırma amacı güdüldüğünün söylenmesi mümkündür.
Bazı bilginlerin, resim hakkında şiddetli tehdit içeren yasaklamaların İslâm’ın ilk dönemlerinde olduğu, sonra bu tehdidin gitgide hafiflediği şeklindeki açıklamaları da, yasak sebebinin biraz önce bahsedilen endişe olduğu hususunu desteklemektedir.
Sonuç olarak söylemek gerekirse, bilginler ağaç, dağ, taş gibi manzara resimlerinin çizilmesinin ve kullanılmasının, aynı şekilde insan bedenini tam olarak yansıtmayan sûretin mubah olduğunu ifade etmişlerdir. Nevevî gibi bir kısım âlimlerin, üzerinde canlı resmi bulunan kumaşların, yaygı, sofra bezi gibi amaçlarla kullanılabileceği, Tîbî gibi diğer bazılarının ise, bunların mutlak surette mubah olduğu şeklindeki açıklamaları göz önüne alınınca; artık günümüzde resim yapmanın ve resimli eşya kullanmanın, tevhid inancına aykırı bir sonuca götürme durumu veya endişesi olmadığı sürece, ilk dönemler hakkındaki yasağın kapsamına girmediğinin ve dolayısıyla haram olmadığının ifade edilmesiyle yeni bir şey söylenilmiş olmayacaktır.
Üzerinde Resim ve Sûret Bulunan Eşyayı Kullanmak.
Hanefîler, üzerinde insan veya hayvan resmi bulunan yaygı üzerinde namaz kılmada bir sakınca olmadığını belirtmişlerdir. Çünkü, resimli yaygının ayaklar altına alınması, resimlere değer vermeme anlamındadır. Ancak, resime ibadet etmeye benzeyeceği için yaygıdaki resimler üzerine secde edilmemesi tavsiye edilmiştir. Yine bu resimler (sûret veya tesâvîr), baş hizasından daha yukarıda, kişinin hizasında ve önünde asılı olarak bulunurken namaz kılmanın mekruh olduğu söylenmiştir. Resimler, kişinin arkasında veya ayakları altında ise, namaz mekruh olmayıp, resimlerin evde bulundurulmuş olması mekruhtur. Evde resim bulundurmanın mekruh olmasının gerekçesi ise, Cebrâil’in, “Ben içerisinde köpek veya sûret bulunan eve girmem” sözüdür.
Resimli elbise giymek mekruh görülmekle birlikte, bu elbise içinde kılınan namaz sahihtir. Fakat ihtiyaten yeniden kılınması uygundur (Merginânî, el-Hidâye, I, 362-364). Hanbelîler de üzerinde canlı resimleri bulunan elbise giymenin haram olmayıp mekruh olduğunu belirtmişlerdir (İbn Kudâme, el-Mugnî, I, 590).
İlk bakışta dikkati çekmeyecek derecede küçük olan resimlerin bulundurulmasında ve kullanılmasında da bir sakınca yoktur. Nitekim, Ebû Mûsâ’nın üzerinde iki sivrisinek resmi bulunan bir yüzüğü olduğu, İbn Abbas’ın da küçük resimlerle donatılmış bir kanunu (ocak benzeri bir şey) olduğu nakledilmektedir.
Abdürrezzâk, İbn Abbas’ın, içerisinde sûret bulunan kilisede namaz kılmayı kerih gördüğünü, Hz. Ömer Şam’a gittiğinde hıristiyanların ileri gelenlerinden birinin Ömer için yemek hazırlatıp davet ettiğini, Ömer’in de, “Biz sizin kiliselerinize girmeyiz; çünkü oralarda sûretler vardır” diyerek bu daveti geri çevirdiğini nakletmektedir. Râvi, Hz. Ömer’in “sûret” sözüyle timsali kastettiğini belirtmiştir (Buhârî, “Salât”, 54).
Resimli Eşyanın Alım Satımı.
Bilginlerin çoğunluğu, Hz. Âişe’nin satın aldığı resimli minderi Hz. Peygamber’in iade ettirmeyerek, şeklini ve konumunu değiştirmek suretiyle başka bir amaçla kullanılmasına izin vermesinden hareketle, resimli eşyanın satımının câiz olduğunu söylemişlerdir.
Zâhirî mezhebinin ünlü fakihi İbn Hazm, çocuk oyuncakları dışında bütün sûretlerin satımının haram olduğunu ifade etmektedir (İbn Hazm, el-Muhallâ, IX, 25). Ancak İbn Hazm’ın resimli kumaşın satımını câiz gördüğü hatırlanırsa, burada sûretten maksadın heykel türü şeyler olduğu söylenebilir.
Sonuç olarak ifade etmek gerekirse, İslâm öncesi dönem Araplar’ı da tek yaratıcı olan Allah’a inanmakla birlikte O’na, araya vasıtalar koyarak ulaşabileceklerini düşünüyor, bunun için de çoğu insan sûretindeki çeşitli resim ve heykelleri (put) aracı-tanrı kabul ediyorlardı. Başlangıçta insanın estetik duygusunun, yaratıcı düşünce ve hayal gücünün eseri gibi gözüken bu sûret ve heykeller soyut tanrı kavramına ulaşmakta zorlanan kişiler için giderek basit görünüm ve yapısından çıkıp madde ötesi güçleri temsil etmeye, hatta insanın tapınma ihtiyacını karşılayacak ölçüde kutsallık taşımaya başlamıştır. İslâm bu beşerî yanılgının çok yoğun olduğu bir dönem ve toplulukta ortaya çıktığı ve Allah’tan başka hiçbir yaratıcının ve mutlak güç sahibinin olmadığı (tevhid) fikrini tebliğinin odak noktası yaptığı için, haliyle insanları tevhid akîdesinden uzaklaştıracak, şirke bulaştıracak her türlü tehlike karşısında da çok temkinli davranmış, titizlik göstermiştir. Hz. Peygamber’in sûret ve timsal konusunda gösterdiği hassasiyet de bu yüzdendir. Ancak, naslardaki tasvir ile ilgili yasaklayıcı ve tehditkâr ifadelerde İslâm tebliğinin ileri dönemlerine doğru azalma görüldüğü gibi, müslümanların bu ilkel yanılgıdan iyice uzaklaşması ve bu yönüyle şirke bulaşma tehlikesinin azalmasına paralel olarak İslâm âlimlerinin de resim ve sûretler konusunda daha müsamahakâr davranmaya başladıkları görülmektedir. Heykel konusunda daha katı davranılması da yine bu anlayışın sonucudur. Böyle olunca, burada yasaklanan şey, resim ve sûretin bizzat kendisi olmayıp, bunların kişileri şirke götürmesi, kutsallık ve tapınma aracı yapılması durumudur. Zaten dinde haram ve helâle konu olan şeyin eşya (a‘yân) değil de fiiller (ef‘âl) olduğu söylenirken de bu ifade edilmek istenir. O halde anılan endişe ve tehlikenin mevcudiyeti oranınca yasak oluş hükmünün varlığını koruyacağı, bunun bulunmayıp daha çok bir ihtiyacın, estetik duygunun ifadesi olduğu durumlarda ise bu tür faaliyetleri aslî hükmü olan “mubah” çerçevesinde değerlendirmenin uygun olacağı söylenebilir.
Öte yandan, resim çizme ve heykel yapma bazı İslâm bilginlerince bir bakıma Allah’ın yaratıcılığına özenme, fikrî planda da olsa O’nun tek yaratıcılığını gölgeleme olarak değerlendirilmiş ve bu gerekçe ile doğru görülmemiştir. Gerçekten de şekillendirme yeteneğine, keşif ve sanat gücüne sahip kimselerin bu gücü kendilerinden bilip kibir ve gurura kapılmaları ne kadar yanlış ise, bu kabiliyeti Allah’ın lutfu olarak görmek de o kadar isabetli ve gerçek olacaktır. Yukarıda zikredilen yasaklama gerekçesi böyle bir açıklamaya tâbi tutulduğunda, günümüzdeki fotoğrafın, kamera, video ve diğer teknik araçlarla ekrana, sahneye yansıtılan görüntülerin klasik literatürdeki “tasvir” kapsamında düşünülmemesi gerekir. Çünkü bunlar olmayan bir varlığın hayal gücüne dayanarak şekillendirilmesi olmayıp aksine, mevcut varlıkların teknik cihazlarla kaydedilip tekrar görüntüye gelmesidir. Bunlar belki de insan ve diğer varlıkların görüntülerinin suya, aynaya yansıması grubunda mütalaa edilebilir. Böyle olunca, fotoğraf ve filimlerde yer alan tema ve görüntünün, dinin inanç ve ahlâk esaslarını ihlâl etmemesi, cinsî tahrike, bozgunculuk ve fitneye yol açmaması gibi şartlar üzerinde öncelikle durulması gerekir. Haliyle bu şartlar da, fotoğraf ve filmin kendisinin meşrûluğundan çok kullanım tarz ve amacıyla ilgili olarak getirilebilecek sınırlamalardır.
Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet Editör
Üzerinde resim olan elbiseyle namaz kılmak
Aişe’den (r.anha) şöyle bir hadis rivayet edilmiştir: Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem), üzerinde desen ve şekil bulunan bir giysi içinde namaz kılıyordu. Namazı bitirdiğinde şöyle dedi:
( اِذْهَبُوا بِهَذِهِ الْخَمِيصَةِ إِلَى أَبِي جَهْمٍ بِنْ حُذَيْفَةَ وَ أْتُونِي بِأَنْجِبَانِيَّةٍ، فَإِنَّهاَ أَلْهَتْنِي
آنِفًا عَنْ صَلاَتِي )
« Bu elbiseyi, Abu Cehm bin Huzeyfe’ye götürün ve bana sade, desensiz bir elbise getirin. Zira diğer elbisenin üzerindeki desenler, az önce namazda dikkatimi dağıttı. »
Peygamberin (sallallahu aleyhi ve sellem) istediği ‘enbicâniyye’, üzerinde herhangi bir şekil ve desen olmayan kalın elbise demektir. Giymek istemediği ‘hamîsa’ ise şekilli elbise demektir. Muhtemelen buradaki ‘şekil’ sözcüğü ile, ‘resimden daha dikkat çekici olan’ şey kastedilmektedir.
Enes’ten (r.a) şu yönde bir hadis rivayet edilmiştir: Aişe (r.anha), evin iç duvarlarından bir kısmını, üzerinde resimler bulunan kırmızı bir örtü ile örtüyordu. Bunun üzerine Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle demiştir:
( أَمِيطِي عَنِّي، فَإِنَّهُ لاَ يَزَالُ تَصَاوِيرُهُ تَعْرِضُ لِي فِي صَلاَتِي )
« Onu gözümün önünden uzaklaştır. Çünkü onun resimleri, namaz esnasında dikkatimi dağıtıyor. »
Buhari, Enes’in yukarıdaki rivayetinden yola çıkarak “Haç şekli taşıyan elbiseyle veya resimli giysilerle namaz kılmak namazı bozar mı? Ve hangileri yasaklanır” adıyla bir bap teşkil etmiştir.
İbn-i Hacer ve Ayni, Buhari’nin bu sözünün şu anlama geldiğini ifade etmişlerdir: Onun, ‘namazı bozar mı?’ ifadesi açıklama mahiyetinde bir sorudur. Buhari, her zaman olduğu gibi burada da, hakkında ihtilaf olan bir hususta kesin bir hüküm vermemiştir. Çünkü ulema, yasaklama konusunda ihtilaf etmiştir. Söz konusu yasaklama, ‘resim ve şekil’den ötürü olsaydı bu durum açıkça namazı bozardı. Ancak yasaklama bizzat resmin ve şeklin kendisinden değil, -namazda konsantrasyonu bozmak gibi- bir başka hikmete bina edildiğinde mekruh olduğu veya bozulduğu hususunda ihtilaf olmuştur.
Bütün bu anlatılanlardan şu sonuca ulaşmak mümkündür: Elbisesinde resim bulunduğu için namazı konusunda ihtilaf söz konusu olan şahısla ilgili olarak Buhari, ‘bu şahsın namazı geçersizdir’ dememiş ve bu durumu istifham edatı kullanmak suretiyle açıklamaya çalışmıştır.
Cumhur ulemaya göre ise bu konudaki hüküm kerahettir.
Resimli Elbise İle Namaz Kılmanın Hükmü
İmam Malik (r.h) “üzerinde kabartma resim bulunan yüzük takmak ve onunla namaz kılmak caiz mi?” diye sorulur, O da, “böyle bir yüzüğü takmak da, onunla namaz kılmak da caiz değildir” yanıtını vermiştir.
Semerkandî ise, üzerinde devlet başkanının resmi bulunan paralarla namaz kılmanın sakıncası olmadığını, zira bu tür paralardaki resmin fark edilemeyecek kadar küçük olduğunu ifade etmiştir.
Resim ve şekil konusundaki yasaklama ile ilgili bütün rivayetlerin ortak bir noktası bulunmaktadır. Bu nokta, resimli bir kıyafet içinde veya resme doğru namaz kılmanın kişiyi namazdaki ihlastan, kalbin sadece Allah’a yönelmesinden, Onu hatırlamasından alıkoyacağı sakıncasıdır. Söz konusu hadislerde, hem kalbi meşgul eden şeyden gözün sakındırılması, hem de bu nesnelerin göz önünden kaldırılması gibi bir fayda bulunmaktadır. Zira Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem), desenli ve şekilli elbisenin göz önünden uzaklaştırılma illetini böyle bir fayda ve hikmete dayandırmıştır.
Şeyh Abdulaziz bin Baz’a (rahmetullahi Aleyh), üzerinde haç veya hayvan resmi bulunan bir saatle namaz kılınıp kılınamayacağı sorulmuş, O da şu şekilde yanıt vermiştir: Eğer saatteki resimler üzerleri örtülü olup görünmüyorsa bunda sakınca yoktur. Ancak, saatin dışından görünüyor veya açıldığında da içeriden açıkça görünüyorsa, peygamberimizin şu hadisine binaen caiz değildir. Ali’ye (r.a) şöyle demiştir:
( لاَ تَدَعْ صُورَةً إِلاَّ طَمَسْتَهَا )
« Kazıyıp yok etmeden bir resmi ortada bırakma! »
Aynı şekilde, içinde haç bulunan bir saatle namaz kılabilmek için de bu haçın ya boya gibi bir şeyle üstünü kapatmak veya tamamen kazımak gerekmektedir. Bu konudaki delil şu hadistir:
( أَنَّهُ كَانَ لاَ يَرَى شَيْئًا فِيهِ تَصْلِيبٌ إِلاَّ نَقَضَهُ )
« Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem), içinde haç şekli bulunan bir şey gördüğünde, o haçı siler, kazırdı. »
Bir başka lafızda ise ‘kopartırdı’.
üzerinde çeşitli resimler bulunan giysi ile namaz kılmak
SORU
ÜZERİNDE HERHANGİ BİR HAYVANIN VEYA ÇİZGİ KAHRAMANIN ASLINA HİÇ BENZEMEYEN YANİ KARİKATÜRİZE EDİLMİŞ RESİMLERİ BULUNAN GİYSİLER İLE NAMAZ KILMAK CAİZ MİDİR?
DEĞERLİ KARDEŞİMİZ;
ELBİSENİN İÇİNDE ÜSTÜ KAPALI RESİMLERİN HİÇBİR ENGELİ YOKTUR. ANCAK RESMİN ÜSTÜ AÇIKSA MEKRUH OLMAKLA BERABER NAMAZIMIZ OLUR. ELBİSEDE RESİM VAR DİYE NAMAZI TERK ETMEK DOĞRU DEĞİLDİR. RESİM OLMAYAN ELBİSEYİ GİYMEK DAHA GÜZELDİR. AMA RESİMLİ ELBİSE NAMAZI BOZMAZ. HATTA SECCADE YERİNE KULLANILAN GAZETELER DE NAMAZ KILMAK CAİZDİR. ONLARDAKİ RESİMLER NAMAZI BOZMAZ. YALNIZ SECDE ETTİĞİ VE ALNIN DEĞDİĞİ YERDE RESİM OLMASIN YETER.
SELAM VE DUA İLE...
SORULARLA İSLAMİYET EDİTÖR _________________
Only registred user can see link on this forum! Registred or Login on forum! |
GAMacı
Only registred user can see link on this forum! Registred or Login on forum! |
GAMacı
 |
|
| Başa dön |
|
 |
EfeCe **ADMİNİSTRATOR**


Kayıt: 30 Ksm 2007 Mesajlar: 11975 Konum: Kiminin aklında,kiminin sol yanında
|
Tarih: Cum May 09, 2008 4:47 pm Mesaj konusu: |
|
|
_________________
GôK}-{å]\[ |
|
| Başa dön |
|
 |
|
|
Bu forumda yeni başlıklar açamazsınız Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız
|
Powered by phpBB © 2001, 2005 phpBB Group Türkçe Çeviri: phpBB Turkey & Erdem Çorapçıoğlu
|
|
|
|